Feeds:
Yazılar
Yorumlar

OSTİM Organize Sanayi Bölgesi… Ankaralı olan herkes bilir, olmayan da duymuştur sanırım.

Bir sanayi bölgesinin bu bloğa konu olmasının sebebi ise hiç hoş değil. Kanıtlanmış olmasa bile, köpek dövüşleri ile anılan bir bölge OSTİM.  Ve bundan 10 gün kadar önce, bu vahşetin en yürek burkan örneklerinden biri çıktı Hayvan Kurtarma Derneği’nin karşısına. Dövüştürülmüş; sonra bir köşeye atılmış; yara bere içinde kalmış ve bütün yaralarını kurtlar sarmış olan bir canlı…

Videosu da var ama yayınlanamayacak kadar içler acısı… Gözünden, vücudundan, her yerinden canlı canlı kurtlar çıkıyor… Bir gözünü tamamen kurtlar yemiş….

Dahası da var; Ankara Veteriner Tıp Merkezi’nde yapılan muayenede, kafatasında da kırık olduğu tespit edildi. Ancak kurtlarını dökmesi günlerce sürdüğü için, henüz kafatası kırığı ile ilgilenilemedi bile…

OSTİM gibi kalabalık bir bölgede, bir köşede ecelini bekleyen bu köpeği kaç kişi görmüştür sizce? Bence oldukça çok kişi görmüş olmalı. Üstelik, bir hafta hatta 10 gün kadar bu durumda yardım beklemiş olduğu tahmin ediliyor yaralarındaki kurtlanma miktarı göz önünde bulundurularak. Hayvan Kurtarma Derneği merkezine yardım çağrısı yapan kişi ise, zaten daha önce de hayvanları koruma alanında gönüllü olarak çalışmış olan genç bir bayan. Sadece bir kişi…

Ne zaman insanlıktan çıktık bu kadar? Cevap verebilecek olan birisi var mı?

Ben adını ‘Hero’ (yani kahraman) koydum…

Hero, en nihayetinde kurtlarından kurtuldu. Onların yaratttığı korkunç enfeksiyondan da kurtulmak üzere. Sıra, kafatasındaki kırığa gelecek.

Eğer insanlıktan çıkmış olan kesimdenseniz, bu yazıyı okuduktan sonra unutur gidersiniz.

Hala içinde bir parça bile olsa insaniyet kalmış olanlardansanız, lütfen Hayvan Kurtarma Derneği ile iletişim kurun ve Hero’nun tedavi sürecine destek olun.

www.hayvankurtarma.com

Farkında Mısınız?

Onlar ne çileler çekiyorlar farkında mısınız?

Açlık ve susuzluk yaşam tarzları zaten, bundan bahsetmiyorum… Bir de bizim, ‘insanların’, elinde ne çileler çekiyorlar farkında mısınız?

İşte sadece bir örnek: Ankara Keçiören semtinde, gecenin bir yarısında, birileri tarafından iki kulağı birden kökünden kesilen bir yavru köpek.

Kulakları Kesilen Yavru Köpek

Sizin gibi, benim gibi, etten kemikten bir canlı. Acı çekebilen bir canlı. Sokağın ortasında kulakları kökünden kesilirken, çığlık çığlığa bağıran, ve daha sonra gönüllü hayvan korumacıların işbirliği ile kurtarılan minik bir can.

İlk müdahelesi Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Acil Servisi tarafından yapılan yavru köpek, ardından Yaşamkent Veteriner Kliniği’ne getirildi.

İlk Müdahelenin Ardından

Öyle çok acıyordu ki kulakları, attığı çığlıklar insanın içini parçalıyordu… Şans kulakları kesildikten sonra yüzüne güldü. Kaderin cilvesi sanırım – eğer başına bu felaket gelmeseydi, belki hiç farkedilmeyecek, yüzlerce sokak köpeği gibi aç ve susuz bir yaşama mahkum olacaktı.

Şimdi ise harika bir ailesi var. Adı da Brütüs oldu!

O Şimdi Brütüs!

Peki daha nice Brütüsler olduğunun farkında mısınız?

Bizlerden sadece bir parça merhamet, belki yanında da bir kap su ile bir kap mama bekleyen daha nicelerinin farkında mısınız?

İşkence gören, dövülen, zehirlenen ya da kötü muamele gören bir canlı gördüğünüzde dönüp geçmeyin. Susmayın. Korkmayın. Müdahele edin. İnsan olmanın gereğini yapın.

Başka Brütüsler olmasın…

Brütüs Yeni Evinde!

Dünyanın en büyük markaları orada… McDonalds, Migros, Best Buy. Benim de hergün gittiğim, sevdiğim, alışverişimi yaptığım bir yer. Çayyolu MESA Plaza. Tabii benim hergün gitme sebeplerim arasında bir de, kapalı otopark alanında yaşayan sahipsiz kedileri beslemek bulunuyor.

Yaklaşık 2 yıl önce beslemeye başladığımda 10-12 kedi vardı. Benden başka, yıllardır besleyen kişiler de vardı. Kediler vesilesi ile onlarla da tanıştım. Bir yandan beslerken, diğer yandan da üremesinler diye kısırlaştırma çalışmalarına da başladık… Yaşamkent Veteriner kliniği hekimleri ile birlikte, saatlerimiz geçti o otoparkta. Malum, kedileri yakalamak çok zor! Aralıksız 4-5 saat uğraştığımız günler oldu bir kediyi yakalamak için. İçlerinden dört kediyi yakalamayı başardık ve kısırlaştırdık.

Zaman içerisinde, kedilerin sayısında azalma oldu. Akibetlerini bilemiyoruz. Bugün topu topu üç kedi kaldı. Yine defalarca yakalamaya çalıştığımız, yakalayıp kısırlaştırana kadar ömrümüzü tüketen ve sonunda kısırlaştırabildiğimizi bir dişi kedi! Ve 2 oğlu.

Yakalayana Kadar Ömrümüzü Tüketen Pisimiz!

Yakaladığımızda yavruları yaklaşık 2.5 aylıktı. Sahiplendirmek istiyorduk, ama olmadı. 2 ay kadar sahip arayıp bulamayınca, aşılarını ve iç-dış parazit tedavilerini yaptırdıktan sonra annelerinin yanına geri getirdik.

Oğul 1

Ve bugün yine sıradan bir gündü – üç kediyi beslemeye gitmiştim. Ama anne kedi ortada yoktu. Otopark alanında biraz dolaşınca, küçük bir depoda kapalı kaldığını ve dışarı çıkmak için deliler gibi miyavladığını farkettim. Deponun kapısını açtırmak için yetkilileri çağırdığımda ise, hiç hoş olmayan olaylar yaşandı.

Oğul 2

Deponun kapısını açmak için geliyorlar diye düşündüğüm yetkililerden birinin elinde, kediler için hazırladığım mama ve su bulunuyordu (sonradan çöpü boylayan mama ve su). Bir diğer kişi Onur-Alp Güvenlik görevlisi, bir diğeri de adını söylemeyi reddettiği için adını bilmediğim, ancak kendisini MESA Plaza güvenlik şefi olarak tanıtan kişi idi.

Ortak noktaları neydi derseniz – kabalıkları idi. Öncelikle, deponun kapısını bile açmak istemediler. Kedi içeride ciyak ciyak bu arada… ‘Açmazsanız itfaiyeyi çağıracağım’ demem üzerine kilidi açmaya karar verdiler. Ardından da, klasik, artık kabak tadı veren, ‘kedileri beslemek yasak kardeşim’ söylemi başladı. Benim karşı çıkmam üzerine çıkan tartışmada daha da ilginç şeyler öğrendim. Adı bilinmeyen MESA Plaza güvenlik şefi, kedileri beslemenin ‘özel mülkiyet üzerinde zararlı faaliyet yürütmek’ anlamına geldiğini söyledi. ‘Ne yapacaksınız peki ben bunları beslemeye devam edersem’ sorusunun üzerine aldığım cevap daha da güzeldi: gerekirse tutuklanacakmışım!

Peki dedim, mamalarımı döktüğünüz için dökülen mamalarımın fotoğrafını çekeceğim sonra da hepinizi şikayet edeceğim. Bu sefer de, Onur-Alp Güvenlik görevlisi ‘fotoğraf çekmenin yasak olduğunu, gerekirse cep telefonuma el koyacağını’ söyledi.

Ne denir şimdi bütün bunlara? Üç tane kediyi beslemek istediğim için, üç tane kaba saba adam etrafıma toplanmış, biri mamalarımı çöpe atıyor, öbürü gerekirse tutuklanırsın diyor, bir diğeri gerekirse cep telefonuna el koyarım diyor! Kendimi el-Kaide militanı gibi hissediyorum ben de.

Bu arada haklı olan birisi daha geliyor: otoparktaki araba yıkamacasının sahibi. Kedilerin otopark alanında yarattığı pislikten şikayetçi haklı olarak. Ona da diyorum ki, haklısınız. Sonra diğer adamlara dönüyorum, bu pislik konusuna bir çözüm bulalım birlikte. İsmimi ve cep telefonumu yazıp bir kağıda veriyorum muhtemelen muhattap olmak zorunda kaldığım en kaba adamlara. Diyorum ki yöneticinize verin bu kağıdı beni arasın görüşelim bu konuda ortak bir çözüm bulalım. Ama adamlar kabalık üstüne kabalık yapıyolar – veremeyiz bu kağıdı yöneticimize falan diyorlar.

Nefret ede ede ayrılıyorum Plaza’dan. Depoda mahsur kalan kedinin dışarı çıkmasına da fırsat olmuyor bu arada. Korktuğu için depodan çıkamadığını, hiç değilse kedi çıkana kadar kapıyı açık tutmalarını söylüyorum. Ona da hayır! Bu sefer de, Plaza içerisinde hangi kapının açık tutulacağına benim karar veremeyeceğimi söylüyorlar kaba üçlü. Kapı çat kapatılıyor, kedi içeriden miyavlamaya devam ediyor.

Eve gidip biraz sakinleştikten sonra, bir komşumla birlikte tekrar gidiyorum MESA Plaza’ya. Deponun kapısını bir daha açtırıyoruz. Kedicik çıkıyor içeriden, bir güzel karnını doyuruyoruz. Komşum da diyor ki kedilerin yarattığı pislik konusunda haklısınız. Ama birlikte çözüm bulacağız, kedilerinin mamalarını çöpe atmakla olmaz bu iş….

Şimdi soruyorum: yakışıyor mu MESA Plaza? Üç tane kediye savaş açmak, onları besleyenlere terörist muamelesi yapmak, yakışıyor mu?

Dünyanın en büyük markalarını bir araya getirip bir plaza yapmak mıdır medeniyet; yoksa o koskoca markaların yer aldığı plazayı üç tane sahipsiz kedi ile paylaşmayı bilmek midir?

Benim bu soruya cevabım: üç sahipsiz kediyi sevmekle başlayacak herşey… O üç kedinin maması, suyu önlerinden alınıp çöpe atılmayınca daha güzel bir plaza olacak orası…

İşte o güne kadar da ben sadece kedileri beslemek için geleceğim oraya…

Sizin de o üç kediyi bir gün sevebilmeniz dileği ile…

Konu ile ilgili MESA Plaza yönetiminden gelen açıklamayı da ekliyorum:

İyi Günler,

Bildiğiniz gibi, alışveriş merkezleri herkese açık olan bir yaşam alanlarıdır. Bu anlamda hayvanları seven ya da sevmeyen farklı yapıda insanların ziyaret ettikleri yerlerdir.
Ayrıca, market ve gıda işi yapan mağazaların yer alması nedeniyle de insan sağlığı ve hijyen açısından dikkat edilmesi gereken noktalardır.
Çatıya, kolon ve havalandırmalara sıkışıp kalan ve görülemeyen noktalarda yaşamlarını yitiren bu tarz evcil hayvan ve kuşlardan dolayı özellikle market alanında kötü kokulara ve müşteri şikayetlerine neden olmaktadır.

Birkaç ay öncesi yaşanan bir olayda ise; görülemeyen bir noktada günlerce sıkışıp kalan bir kedi, belki de günlerce aç kalmasının etkisiyle 1.katta yer alan giyim mağazasında müşteri ve mağaza elemanlarına saldırıp çok kötü ve belirgin şekilde yaralama/tırmalama ya neden olmuş ve yanındaki çocuğu ile çok korkan ve hastaneye gönderilen misafirimiz“ Burası Mağaza , alışveriş merkezi mi? hayvan barınağımı? Bir daha gelmeyeceğiz ve sizi dava edeceğiz” tepkilerini vermiştir.
Bu nedenle de tüm ziyaretçilerimizi dikkate almak, onların sağlığı ve hijyeni açısından da gerekli tedbirleri almak durumundayız.

Bilmenizi isteriz ki, biz hayvan düşmanı değiliz ve hiçbir zamanda olmadık. Ancak takdir edersiniz ki Alışveriş Merkezleri de hayvan besleme yerleri değildir.
AVM yönetimi ve çalışanları olarak bu konuda bizlerinde çok hassas olduğumuzu bilmenizi isteriz.

Buna bir örnek vermek gerekirse;
Alışveriş Merkezi’nde havalandırma da sıkışıp kaburga kemikleri kırılmış olan bir kedi kurtarılarak yönetimimiz tarafından tedavisi yaptırılmış ve iyileşen bu kediye ise hala personelimiz evinde bakılmaktadır.
Yine şu ana kadar da kolonlarda ve havalandırma deliklerinde sıkışmış haldeki en az 15 civarındaki kediyi ve ya kuşu sıkıştıkları yerlerden (personellerimizin elleri tırmalanma-yaralanmasına rağmen) kurtarılmış ve bu konudaki ilgili yerlere verilmiştir.
Konu ile ilgili Belediyeye başvurularak, hayvan barınaklarına alınmaları talep edilmiştir.

Konunun bu çerçevede değerlendirileceğini ümit ediyor, ayrıca, güvenlik elemanlarının tutum ve davranışların da ki üslubu da tasvip etmediğimizi, kendilerinin uyarıldığını da bilgilerinize sunarız.

Saygılarımızla,

Mesa Plaza AVM Yönetimi

Adını Sasha koyduk - tek kelime ile büyüleyici bir Ankara kedisi.

Neredeyse 1 yıl kadar önce, yapılan bir yardım çağrısı vesilesi ile tanıştık Sasha ile. Çayyolu Gordion AVM otoparkında, bir arabanın altına sinmiş bir Ankara kedisi olduğu, korkudan arabanın altından çıkamadığı ve gelip yardımcı olup olamayacağımız sorulmuştu. Biz de bu yardım çağrısı üzerine, Yaşamkent Veteriner Kliniği hekimlerinden yardım talep ettik.

Uzun süren uğraşlar sonucunda, Sasha arabanın altından çıkarılabildi ve kliniğe yerleştirildi. Tabii bu aşamada, o güne kadar karşılaştığımız en problemli kedilerden birisi ile tanıştığımızı bilmiyorduk. Çok kısa bir süre içerisinde, Sasha’ya yeni bir aile bulacağımızdan emindik.

Ama ilerleyen günlerde gördük ki yanılmışız! Sasha, başına ne geldi bilinmez ama, son derece problemli bir kedi idi. Çok çeşitli davranış bozuklukları vardı. Bunlardan en belirgin olanı da, tuvalet problemi idi. Malum, kedilerin tuvalet eğitimi köpeklere göre çok daha kolaydır. İçgüdüsel olarak toprağa yönelirler tuvalet ihtiyaçlarını gidermek için. Ama Sasha’da o içgüdüden pek eser yok gibiydi! Sahiplendiriliği bütün evlerde, yapmadığını bırakmıyor, tuvaletini de aklı nereye eserse oraya yapıveriyordu…

Sasha’yı kaç kere sahiplendirdiğimizi, ve kaç kere geri aldığımızı artık biz de hatırlayamaz olmuştuk. Herhalde Ankara’nın bütün semtlerini bir kere dolaşıp geri geldi hemen hemen 1 yıl boyunca.

Derken, bir sahip adayı çıktı – Sasha’nın bütün problemli davranışları ile başa çıkacağından emindi. Ve Sasha’nın yeni aile macerası da böylece başlamış oldu.

‘Acaba bu sefer kaç gün sonra geri gelecek?’ diye aramızda konuşmaya başlamıştık ama bu sefer geri gelmedi Sasha. Yeni evinde herşey harika gidiyordu! Tuvalet problemi konusunda sorun yaşayıp yaşamadıklarını sorduğumuzda aldığımız cevap ise tek kelime ile harikaydı!

‘Ne olacak Vileda elime yapışmaz ya!’ dedi Sasha’nın yeni sahibi!

Sasha Sonunda Yeni Evinde!

İşte şimdi böyle, eline Vileda yapışmayan, ve kendisine ‘Tosunum’ diyen yeni sahibinin evinde kanepe keyfi çatıyor Sasha!

Tosunum Sasha’ya, yeni ailesi ile birlikte, bir ömür boyu mutluluklar diliyoruz!

Evet, küçük bir can size yalvarıyorsa beni kurtar diye,
 
Mesela aşağıdaki resimdeki gibi minicik bir kedi, korkudan bir köşeye sinmiş, acılar içinde birinin kendisini kurtarmasını beklerken – karşısına siz çıkıveriyorsanız;
 

Sissy - ilk bulunduğu gün

Başınızı çevirip gitmeyin! Aksine, dönün ve bir kere daha bakın – belki de o gün küçük bir yaşam mucizesi yaratmak için şanslı gününüzdesinizdir olamaz mı?

Örneğin Sissy gibi – Sissy, başını çevirip gitmeyen bir duyarlı vatandaşımızın küçük yaşam mucizesi. Ankara Etlik semtinde başladı Sissy için yaşam yolculuğu; bir patisi kanlar içinde, bir köşeye sinmiş, korku ve acı içinde beklerken bulundu. Ardından da, tedavisine yardımcı olmam için bana getirildi.

Geç kalınmıştı ama durum umutsuz da değildi – patisi kangren olmak üzereydi. Yaşamkent Veteriner Kliniği’nde tedavisine başlandı, uzunca bir süre kendi boyundan büyük bir alçı ile yaşamak zorunda kalsa da;

ardından Cat Hospital da bir de ameliyat geçirmek zorunda kalsa da; Sissy şimdi çok mutlu bir kedi! Patisini eskisi gibi kullanamıyor, zira uçlarındaki sinirler felç olmuş durumda.

O şimdi baston gibi kullandığı ön patisi ile, kendisine yuvasını açan koca yürekli sahibi ile çok çok mutlu bir kedi! Evinin kanepesinde, uzaktan kumanda keyfi sürüyor aşağıdaki resimde görülebileceği gibi!

Eğer bir gün sizin de karşınıza bir minik Sissy çıkarsa lütfen başınızı çevirmeyin – o gün sizin küçük bir mucize yaratmanız için sunulmuş harika bir fırsat olabilir!

 

Evet, iddia edildiğinin aksine ‘av’ bir spor değildir… Ne olduğunu tek kelime ile anlatmak gerekirse, ‘cinayet’ kelimesi en uygunu olacaktır.

Spor; bütün katılımcıların eşit şartlar altında ve kendi istekleri ile katılım gösterdikleri bir etkinlik biçimidir. Peki ya av?

Doğal ortamında kendi hayatını sürdürmekte olan bir canlının, eline silah almış bir diğer canlı tarafından ‘spor’ olsun diye öldürülmesine cinayetten başka ne denilebilir ki?

Gelelim bu yazının konusu olan Lily’e – Lily, iyi bir avcı olmadığı gerekçesi ile Çorlu barınağına atılıvermiş olan bir 3-renkli İngiliz seter.

Çorlu Barınağı

Bir deri, bir kemik… Çünkü, iyi bir avcı olmadığı için kuru ekmek yemeye mahkum edilmiş! Ardından, silah sesinden de korktuğu ortaya çıkınca ‘işe yaramaz’ bir köpek olduğu gerekçesi ile barınağa terkedilmiş.

Durumunu öğrenince, Lily’i Ankara’ya getirip yeni bir sahip aramaya karar verdik.

Ankara

Tanıştığımız onca köpek arasında, bizim için en özel olanlarından birisi oldu Lily. Öylesine sevgi dolu, öylesine özel bir köpekti ki – yeni ailesi de mutlaka öyle olmalıydı. Çektiği av çilesini unutturacak, Lily’i bir ömür boyu sevgiye boğacak bir aile olmalıydı.

Ve yaklaşık 1 ay sonra, o özel aile Bursa’dan çıktı:

Lily Bursa'da Yeni Ailesi İle

Lily’nin hayatında artık sadece sevgi var…

Lily’i barınağa terkeden kişi ise şu anda muhtemelen Lily’den daha çok ‘işe yarayan’ yeni bir av köpeği satın almıştır…

Hani hep deriz ya insanlık onuru işkenceyi ya da şunu bunu yenecek diye; inanıyoruz ki insanlık onuru birgün avcılık rezaletini de yenecek…

Çünkü av tek kelime ile cinayettir…

Corlu Shelter

Contrary to what its practitioners say – hunting is not a sport. It is, to sum up in one word, murder….

For in sports, all involved participate voluntarily and under equal terms. Neither applies when a man holding a gun kills an innocent animal that was simply carrying on with its daily life… That is murder. Period.

This takes me to Lily – a tricolor English setter, and a hunting reject. That is why she was dumped by a hunter at the municipal shelter in the city of Corlu.

Lily was emaciated because she was fed rotten bread by her former owner – in the hope that this would increase her hunting drive when she encountered live animals. Didn’t work – turned out Lily was also scared of the sound of gunfire. That finding landed her at the shelter…

As soon as we became aware of her situation, we brought Lily to Ankara and started searching for a new family to adopt her:

Lily in her Foster Home in Ankara

It had to be a very special family that would help her forget her terrible past in the hands of that cruel former owner.Within a month or so, that special family emerged from Bursa.

Lily is now in Bursa with her new family, which includes a kitten named Badem, and there is only one thing in her life now: lots and lots of love!

Lily In Bursa

 

   Öncelikle, orijinal ismi ‘A Dog Year’ olan, Türkçe’ye ‘Bir Köpek Yılı’ olarak çevirebileceğimiz bu filmi halen izlemediyseniz kaçırmayın derim! Bütün hayvan dostlarının izlemesi gereken harika bir film çünkü.

Bir Köpek Yılı Filmi, Amerika’lı bir gazetecinin Devon isimli border collie cinsi köpek ile yaşadıklarından esinlenerek çekilmiş bir film. Gerçek bir hikaye yani.

Devon, Amerika’daki bir barınaktan sahiplenilmiş bir köpek. Kelimenin tam anlamı ile de bir baş belası! ‘Cehennemden gelen köpek’ olarak anılıyor. Çünkü Devon, hayatında hiç sevgi görmediği için gerçekten de bir baş belası!

Sevimli Devon’da, sayabileceğinizden çok davranış bozukluğu var… Kontrol etmek, laf söz dinletmek, sosyalleştirmek imkansız neredeyse! İşte bu filmde, Devon’ı sahiplenen yazarın O’na bir yıl boyunca gösterdiği sevgi ve sabrın müthiş gücü anlatılıyor.

Ve sevginin nelere kadir olduğu….

Bütün bir hayatını bir kenara bırakıp, tam bir yıl boyunca hiç bıkmadan usanmadan Devon ile ilgilenen, ve Devon’a herşeyden önce karşılıksız sevgisini veren yazarın sonunda ne kadar müthiş bir can dostu yarattığının hikayesi Bir Köpek Yılı!  Dediğim gibi, izlemediyseniz mutlaka izleyin.

Şimdi Bir Köpek Yılı’nın Hollywood versiyonundan, Ankara versiyonuna gelelim!

Kahramanlar: bendeniz İpek Ruacan, veteriner hekim Eray Ergezen ve Devon’un Ankara şubesi Maradona Charlie!

Maradona Charlie’yi, arkadaşım Elvan ile birlikte 11 Şubat 2009 günü Mesa Koru Sitesi’nde buldum. O da bir border collie melezine benziyordu. Sahiplendirmek umudu ile, bir veteriner kliniğine götürdük. Tabii o zamanlar Devon’un Ankara şubesi olduğunu bilmiyor, normal bir köpek olduğunu düşünüyor ve kısa süre içinde sahiplendireceğimizi umuyorduk.

Günler geçtikçe, Charlie’nin Devon’dan bir eksiği olmadığı ortaya çıktı! Hatta Devon halt etmiş bile denilebilecek bir durumdaydı Maradona Charlie:) Sahiplenilmesi mümkün değildi saymakla bitmeyen davranış bozuklukları ile. Sahiplenilse bile, 1 saatten fazla yeni evinde kalması mümkün değildi (sahiplenme gafletinde bulunan kişi, 1 saati bulmadan küfürler ederek bana geri getirirdi Charlie’yi çünkü!).

Derken Charlie, veterinerlerini de canından bezdirdi! Charlie’yi başka bir veteriner kliniğine götürmek durumunda kaldım – o zaman yeni açılmış olan Yaşamkent Veteriner Kliniği’nin yolunu tuttuk Charlie ile birlikte. ‘Onlar da kovana kadar kalır hiç değilse’ diye düşündüm.

Ama Charlie oradan kovulmadı… İşte orada, Bir Köpek Yılı filminin Ankara versiyonu çekildi! Devon’ın yerinde Charlie, Devon yüzünden canından bezen yazar rolünde de veteriner Eray Ergezen vardı.

Charlie, giriş yaptığı itibaren Yaşamkent Veteriner Kliniği’nin altını üstüne getirmeye başlamıştı bile. En beter huylarından bir tanesi, kendi dışkısını yeme huyu idi! Öncelikle bu iğrenç huydan vazgeçmesi için eğitim almaya başladı Charlie.

O günlerde çok ilginç bir gelişme de oldu. Birgün Yaşamkent Veteriner Kliniği’ne elinde bir kangal yavrusu ile bir adam geldi – getirdiği köpeğin kulaklarını kestirmek istiyordu! Klinik yetkililerinden ‘kulak kesmiyoruz’ cevabını alınca, ‘iyi başka yere gider orada kestiririm’ diyerek klinikten çıkarken tesadüfen Maradona Charlie’yi gördü. Gördükten sonra da utanmadan ‘bu köpeği ben barınaktan almıştım, evimin önüne bağlamıştım, çok baş belası bir köpekti attım gitti, sonradan duydum bir bayan almış sokaktan’ dedi ve gitti (o bayan ben oluyorum).

Böylece Charlie’nin ne kadar dehşet bir insanın elinde bu durumda düşmüş olduğunu da anlamıştık. Parçaları birleştirince, Charlie’nin kendi dışkısını yeme huyunun ilgi çekmek amaçlı olduğunu anlamıştık – zira tahminimizce bu vicdansız şahıs Charlie’ye sadece kendi dışkısını yediği zaman ilgi gösteriyordu… O da kızmak şeklinde tabii… Ama zavallı Charlie yine de bir parça da olsa ilgi görmek için bunu yapıyordu.

Sevginin gücü, Charlie’nin bu huyunu bırakmaya başlaması ile kendini göstermeye başladı! Charlie Yaşamkent Veteriner Kliniği’nde geçirdiği her geçen gün, dışkı yeme huyundan vazgeçiyordu. Bunun yerine, veterineri Eray ile iletişim kurmaya, ve son derece yavaş da olsa, Eray’dan gelen ‘yapma etme’ komutlarını dinlemeye başlıyordu!

İçten içe, Eray da Charlie’ye bağlanıyordu tabii! Ne kadar arsızlık, şımarıklık, terbiyesizlik yapsa da Eray Charlie’ye kızamaz olmuştu! Aşağıdaki resimde, Eray Charlie’yi zaptetmeye çalışırken yere kapaklanıp çenesini yardıktan ve dikiş attırmak zorunda kaldıktan sonraki halleri görülebilir!

Dikiş Attırma Sonrası Eray ve Charlie!

Dikiş attır, Charlie’yi zaptet, Charlie’ye pati vermeyi öğret, Charlie’yi sosyalleştirmeye çalış, Charlie aşağı, Charlie yukarı derken tam bir yıl geçti! Ve Eray artık Charlie’den ayrılamayacağını anlamıştı! 

‘Adamımdan kimse ayıramaz beni artık, Charlie bundan sonra benim çocuğum’ diyerek sahip arıyor ilanlarını kaldırmamı istedi dün Eray.

Siz bu yazıyı okurken, Eray Charlie’ye insanların üstüne atlama, buzdolabının kapağını açıp içine girme ve mama paketlerinin başında adeta bir asker gibi nöbet tutup diğer köpeklerin paketlere yaklaşmasını engellemeye teşebbüs etme huylarından vazgeçmesi için eğitim vermeye çalışıyor.

Yarın ise, halıların ‘yenmek’ için üretilmiş olmadığını Charlie’ye öğretmeye çalışacak.

Ve Bir Köpek Yılı filminin Ankara versiyonu da işte böyle bir mutlu son ile bitiyor!

Buzdolabının İçine Girilmez Charlie!

Well if you still haven’t seen the movie “A Dog Year”, I urge you to do so! It is a must – see for all animal lovers based on the true story of an American journalist who adopted a formerly abused border collie named “Devon”.

He is named Devon, but he is in fact the “dog from hell” as they later come to refer to him. Devon has more behavioural problems than you can name or count… It takes a year, and unimaginable time and effort for him to socialize Devon and make him a “normal” dog again. Actually, he has to put his life on hold for a year just to be able to cope with Devon.

In this posting I would like to tell you about the Ankara version of the Dog Year – starring me Ipek Ruacan, a wonderful veterinarian by the name of Eray, and Maradona Charlie (in lieu of Devon).

Maradona Charlie - Devon's Ankara Version!

I found Maradona Charlie on the street about two years ago together with a friend of mine. He looked quite like a border collie mix, and we thought we would be easily able to re-home him to a loving family. We took him to a vet where he would board until we could find him a new home.

And the one thing we didn’t know at that time was that Maradona Charlie was no less than Devin the dog from hell… Just like Devon, Charlie had an endless list of behavioural problems… As time went by, it became quite obvious to me that it would be absolutely impossible to rehome Charlie.

Just as that became clear to me, it had become clear to his vets that they would no longer be able to board him in their practice – Charlie was absolutely beyond control! I had to take him out of there, I was told…

I desperately started searching for a new practice that would “bear with” Charlie. And I came across this newly-opened practice and made a call to them to see if they would agree to board Charlie (not mentioning that he was nothing less than Devon). They agreed, and Charlie started a new adventure at a new practice.

There at the new pratice, Charlie had a new vet named “Eray”, a young vet who had a particular passion for helping stray or abandoned dogs like Charlie. When Eray and Charlie first met, I had no clue that “Eray’s Dog Year” was starting. Neither did Eray himself know but it just did…

Charlie’s first days at the practice were an absolute nightmare for Eray – Charlie was simply beyond control. He was tearing the place apart. One of his worse behavioural problems was that he would go for it and eat his own excrition!

Something odd happened one day. A young guy appeared at the practice with a kangal (Anatolian shepherd) dog with him. The guy wanted to chop the kangal’s ears off! Although it is illegal, it is a common practice in Turkey to get kangal dogs’ ears chopped off supposedly because ears are a vulnerability for them if they have to fight it off with another dog! But because it is illegal, Eray rejected to do it and send the guy away. Just as he was leaving, he happened to see Charlie there within the practice. And he said ” I got this dog a from a shelter a year ago, I chained him to my garden, but he proved to be such an asshole that I dumped him later on. Later on I found out that a girl took him off the streets” (that girl being me!).

Then we started getting an idea of what kind of hell Charlie had been through. It increasingly seemed to be the case that Charlie was eating his own excrition just to get some attention! We figured that the only way Charlie had discovered in his former home to get some attention was to go for his own excrition! Only then he was getting some attention (albeit not in a nice way) – otherwise he was condemned to a life of no attention at all, and he had to spend his life being chained in a hellish place!

At this point, Charlie’s predicament was becoming increasingly more emotional for Eray the vet. They were spending hours together as Eray was trying to come over his multiple behavioural problems. The excrition thing resolved itself – with love and attention, Charlie was not even bothering with it.

But something else was also happening – just as Eray the vet was becoming Charlie’s “star” so to speak, Eray himself was becoming extremely attached to Charlie! They were spending hours together with Eray trying to teach him to be a “normal” dog again and Charlie receiving true love and affection for the first time in his life!

It was a year last night when I got the phone call from Eray asking me to remove all internet ads that list Charlie as up for adoption because he said Charlie had become his “child” now and that he would be Charlie’s forever “daddy”.

Charlie and Eray

And there it was! We had our own version of the Dog Year; it was Eray and Charlie’s dog year not in Hollywood but in Ankara!

As you read this post, Eray is trying to teach Charlie not to jump on people, not to enter into the refrigerator to steal food and not to try to patrol the food stand in his practice to keep other dogs away from the food! Tomorrow, they will work on getting Charlie to learn that rugs are not to eaten!

And this is how we had our own Ankara version of the Dog Year – with a happy ending just like in the original movie!

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 40 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: