Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Çayyolu’

Dünyanın en büyük markaları orada… McDonalds, Migros, Best Buy. Benim de hergün gittiğim, sevdiğim, alışverişimi yaptığım bir yer. Çayyolu MESA Plaza. Tabii benim hergün gitme sebeplerim arasında bir de, kapalı otopark alanında yaşayan sahipsiz kedileri beslemek bulunuyor.

Yaklaşık 2 yıl önce beslemeye başladığımda 10-12 kedi vardı. Benden başka, yıllardır besleyen kişiler de vardı. Kediler vesilesi ile onlarla da tanıştım. Bir yandan beslerken, diğer yandan da üremesinler diye kısırlaştırma çalışmalarına da başladık… Yaşamkent Veteriner kliniği hekimleri ile birlikte, saatlerimiz geçti o otoparkta. Malum, kedileri yakalamak çok zor! Aralıksız 4-5 saat uğraştığımız günler oldu bir kediyi yakalamak için. İçlerinden dört kediyi yakalamayı başardık ve kısırlaştırdık.

Zaman içerisinde, kedilerin sayısında azalma oldu. Akibetlerini bilemiyoruz. Bugün topu topu üç kedi kaldı. Yine defalarca yakalamaya çalıştığımız, yakalayıp kısırlaştırana kadar ömrümüzü tüketen ve sonunda kısırlaştırabildiğimizi bir dişi kedi! Ve 2 oğlu.

Yakalayana Kadar Ömrümüzü Tüketen Pisimiz!

Yakaladığımızda yavruları yaklaşık 2.5 aylıktı. Sahiplendirmek istiyorduk, ama olmadı. 2 ay kadar sahip arayıp bulamayınca, aşılarını ve iç-dış parazit tedavilerini yaptırdıktan sonra annelerinin yanına geri getirdik.

Oğul 1

Ve bugün yine sıradan bir gündü – üç kediyi beslemeye gitmiştim. Ama anne kedi ortada yoktu. Otopark alanında biraz dolaşınca, küçük bir depoda kapalı kaldığını ve dışarı çıkmak için deliler gibi miyavladığını farkettim. Deponun kapısını açtırmak için yetkilileri çağırdığımda ise, hiç hoş olmayan olaylar yaşandı.

Oğul 2

Deponun kapısını açmak için geliyorlar diye düşündüğüm yetkililerden birinin elinde, kediler için hazırladığım mama ve su bulunuyordu (sonradan çöpü boylayan mama ve su). Bir diğer kişi Onur-Alp Güvenlik görevlisi, bir diğeri de adını söylemeyi reddettiği için adını bilmediğim, ancak kendisini MESA Plaza güvenlik şefi olarak tanıtan kişi idi.

Ortak noktaları neydi derseniz – kabalıkları idi. Öncelikle, deponun kapısını bile açmak istemediler. Kedi içeride ciyak ciyak bu arada… ‘Açmazsanız itfaiyeyi çağıracağım’ demem üzerine kilidi açmaya karar verdiler. Ardından da, klasik, artık kabak tadı veren, ‘kedileri beslemek yasak kardeşim’ söylemi başladı. Benim karşı çıkmam üzerine çıkan tartışmada daha da ilginç şeyler öğrendim. Adı bilinmeyen MESA Plaza güvenlik şefi, kedileri beslemenin ‘özel mülkiyet üzerinde zararlı faaliyet yürütmek’ anlamına geldiğini söyledi. ‘Ne yapacaksınız peki ben bunları beslemeye devam edersem’ sorusunun üzerine aldığım cevap daha da güzeldi: gerekirse tutuklanacakmışım!

Peki dedim, mamalarımı döktüğünüz için dökülen mamalarımın fotoğrafını çekeceğim sonra da hepinizi şikayet edeceğim. Bu sefer de, Onur-Alp Güvenlik görevlisi ‘fotoğraf çekmenin yasak olduğunu, gerekirse cep telefonuma el koyacağını’ söyledi.

Ne denir şimdi bütün bunlara? Üç tane kediyi beslemek istediğim için, üç tane kaba saba adam etrafıma toplanmış, biri mamalarımı çöpe atıyor, öbürü gerekirse tutuklanırsın diyor, bir diğeri gerekirse cep telefonuna el koyarım diyor! Kendimi el-Kaide militanı gibi hissediyorum ben de.

Bu arada haklı olan birisi daha geliyor: otoparktaki araba yıkamacasının sahibi. Kedilerin otopark alanında yarattığı pislikten şikayetçi haklı olarak. Ona da diyorum ki, haklısınız. Sonra diğer adamlara dönüyorum, bu pislik konusuna bir çözüm bulalım birlikte. İsmimi ve cep telefonumu yazıp bir kağıda veriyorum muhtemelen muhattap olmak zorunda kaldığım en kaba adamlara. Diyorum ki yöneticinize verin bu kağıdı beni arasın görüşelim bu konuda ortak bir çözüm bulalım. Ama adamlar kabalık üstüne kabalık yapıyolar – veremeyiz bu kağıdı yöneticimize falan diyorlar.

Nefret ede ede ayrılıyorum Plaza’dan. Depoda mahsur kalan kedinin dışarı çıkmasına da fırsat olmuyor bu arada. Korktuğu için depodan çıkamadığını, hiç değilse kedi çıkana kadar kapıyı açık tutmalarını söylüyorum. Ona da hayır! Bu sefer de, Plaza içerisinde hangi kapının açık tutulacağına benim karar veremeyeceğimi söylüyorlar kaba üçlü. Kapı çat kapatılıyor, kedi içeriden miyavlamaya devam ediyor.

Eve gidip biraz sakinleştikten sonra, bir komşumla birlikte tekrar gidiyorum MESA Plaza’ya. Deponun kapısını bir daha açtırıyoruz. Kedicik çıkıyor içeriden, bir güzel karnını doyuruyoruz. Komşum da diyor ki kedilerin yarattığı pislik konusunda haklısınız. Ama birlikte çözüm bulacağız, kedilerinin mamalarını çöpe atmakla olmaz bu iş….

Şimdi soruyorum: yakışıyor mu MESA Plaza? Üç tane kediye savaş açmak, onları besleyenlere terörist muamelesi yapmak, yakışıyor mu?

Dünyanın en büyük markalarını bir araya getirip bir plaza yapmak mıdır medeniyet; yoksa o koskoca markaların yer aldığı plazayı üç tane sahipsiz kedi ile paylaşmayı bilmek midir?

Benim bu soruya cevabım: üç sahipsiz kediyi sevmekle başlayacak herşey… O üç kedinin maması, suyu önlerinden alınıp çöpe atılmayınca daha güzel bir plaza olacak orası…

İşte o güne kadar da ben sadece kedileri beslemek için geleceğim oraya…

Sizin de o üç kediyi bir gün sevebilmeniz dileği ile…

Konu ile ilgili MESA Plaza yönetiminden gelen açıklamayı da ekliyorum:

İyi Günler,

Bildiğiniz gibi, alışveriş merkezleri herkese açık olan bir yaşam alanlarıdır. Bu anlamda hayvanları seven ya da sevmeyen farklı yapıda insanların ziyaret ettikleri yerlerdir.
Ayrıca, market ve gıda işi yapan mağazaların yer alması nedeniyle de insan sağlığı ve hijyen açısından dikkat edilmesi gereken noktalardır.
Çatıya, kolon ve havalandırmalara sıkışıp kalan ve görülemeyen noktalarda yaşamlarını yitiren bu tarz evcil hayvan ve kuşlardan dolayı özellikle market alanında kötü kokulara ve müşteri şikayetlerine neden olmaktadır.

Birkaç ay öncesi yaşanan bir olayda ise; görülemeyen bir noktada günlerce sıkışıp kalan bir kedi, belki de günlerce aç kalmasının etkisiyle 1.katta yer alan giyim mağazasında müşteri ve mağaza elemanlarına saldırıp çok kötü ve belirgin şekilde yaralama/tırmalama ya neden olmuş ve yanındaki çocuğu ile çok korkan ve hastaneye gönderilen misafirimiz“ Burası Mağaza , alışveriş merkezi mi? hayvan barınağımı? Bir daha gelmeyeceğiz ve sizi dava edeceğiz” tepkilerini vermiştir.
Bu nedenle de tüm ziyaretçilerimizi dikkate almak, onların sağlığı ve hijyeni açısından da gerekli tedbirleri almak durumundayız.

Bilmenizi isteriz ki, biz hayvan düşmanı değiliz ve hiçbir zamanda olmadık. Ancak takdir edersiniz ki Alışveriş Merkezleri de hayvan besleme yerleri değildir.
AVM yönetimi ve çalışanları olarak bu konuda bizlerinde çok hassas olduğumuzu bilmenizi isteriz.

Buna bir örnek vermek gerekirse;
Alışveriş Merkezi’nde havalandırma da sıkışıp kaburga kemikleri kırılmış olan bir kedi kurtarılarak yönetimimiz tarafından tedavisi yaptırılmış ve iyileşen bu kediye ise hala personelimiz evinde bakılmaktadır.
Yine şu ana kadar da kolonlarda ve havalandırma deliklerinde sıkışmış haldeki en az 15 civarındaki kediyi ve ya kuşu sıkıştıkları yerlerden (personellerimizin elleri tırmalanma-yaralanmasına rağmen) kurtarılmış ve bu konudaki ilgili yerlere verilmiştir.
Konu ile ilgili Belediyeye başvurularak, hayvan barınaklarına alınmaları talep edilmiştir.

Konunun bu çerçevede değerlendirileceğini ümit ediyor, ayrıca, güvenlik elemanlarının tutum ve davranışların da ki üslubu da tasvip etmediğimizi, kendilerinin uyarıldığını da bilgilerinize sunarız.

Saygılarımızla,

Mesa Plaza AVM Yönetimi

Read Full Post »

Adını Sasha koyduk – tek kelime ile büyüleyici bir Ankara kedisi.

Neredeyse 1 yıl kadar önce, yapılan bir yardım çağrısı vesilesi ile tanıştık Sasha ile. Çayyolu Gordion AVM otoparkında, bir arabanın altına sinmiş bir Ankara kedisi olduğu, korkudan arabanın altından çıkamadığı ve gelip yardımcı olup olamayacağımız sorulmuştu. Biz de bu yardım çağrısı üzerine, Yaşamkent Veteriner Kliniği hekimlerinden yardım talep ettik.

Uzun süren uğraşlar sonucunda, Sasha arabanın altından çıkarılabildi ve kliniğe yerleştirildi. Tabii bu aşamada, o güne kadar karşılaştığımız en problemli kedilerden birisi ile tanıştığımızı bilmiyorduk. Çok kısa bir süre içerisinde, Sasha’ya yeni bir aile bulacağımızdan emindik.

Ama ilerleyen günlerde gördük ki yanılmışız! Sasha, başına ne geldi bilinmez ama, son derece problemli bir kedi idi. Çok çeşitli davranış bozuklukları vardı. Bunlardan en belirgin olanı da, tuvalet problemi idi. Malum, kedilerin tuvalet eğitimi köpeklere göre çok daha kolaydır. İçgüdüsel olarak toprağa yönelirler tuvalet ihtiyaçlarını gidermek için. Ama Sasha’da o içgüdüden pek eser yok gibiydi! Sahiplendiriliği bütün evlerde, yapmadığını bırakmıyor, tuvaletini de aklı nereye eserse oraya yapıveriyordu…

Sasha’yı kaç kere sahiplendirdiğimizi, ve kaç kere geri aldığımızı artık biz de hatırlayamaz olmuştuk. Herhalde Ankara’nın bütün semtlerini bir kere dolaşıp geri geldi hemen hemen 1 yıl boyunca.

Derken, bir sahip adayı çıktı – Sasha’nın bütün problemli davranışları ile başa çıkacağından emindi. Ve Sasha’nın yeni aile macerası da böylece başlamış oldu.

‘Acaba bu sefer kaç gün sonra geri gelecek?’ diye aramızda konuşmaya başlamıştık ama bu sefer geri gelmedi Sasha. Yeni evinde herşey harika gidiyordu! Tuvalet problemi konusunda sorun yaşayıp yaşamadıklarını sorduğumuzda aldığımız cevap ise tek kelime ile harikaydı!

‘Ne olacak Vileda elime yapışmaz ya!’ dedi Sasha’nın yeni sahibi!

Sasha Sonunda Yeni Evinde!

İşte şimdi böyle, eline Vileda yapışmayan, ve kendisine ‘Tosunum’ diyen yeni sahibinin evinde kanepe keyfi çatıyor Sasha!

Tosunum Sasha’ya, yeni ailesi ile birlikte, bir ömür boyu mutluluklar diliyoruz!

Read Full Post »

   Öncelikle, orijinal ismi ‘A Dog Year’ olan, Türkçe’ye ‘Bir Köpek Yılı’ olarak çevirebileceğimiz bu filmi halen izlemediyseniz kaçırmayın derim! Bütün hayvan dostlarının izlemesi gereken harika bir film çünkü.

Bir Köpek Yılı Filmi, Amerika’lı bir gazetecinin Devon isimli border collie cinsi köpek ile yaşadıklarından esinlenerek çekilmiş bir film. Gerçek bir hikaye yani.

Devon, Amerika’daki bir barınaktan sahiplenilmiş bir köpek. Kelimenin tam anlamı ile de bir baş belası! ‘Cehennemden gelen köpek’ olarak anılıyor. Çünkü Devon, hayatında hiç sevgi görmediği için gerçekten de bir baş belası!

Sevimli Devon’da, sayabileceğinizden çok davranış bozukluğu var… Kontrol etmek, laf söz dinletmek, sosyalleştirmek imkansız neredeyse! İşte bu filmde, Devon’ı sahiplenen yazarın O’na bir yıl boyunca gösterdiği sevgi ve sabrın müthiş gücü anlatılıyor.

Ve sevginin nelere kadir olduğu….

Bütün bir hayatını bir kenara bırakıp, tam bir yıl boyunca hiç bıkmadan usanmadan Devon ile ilgilenen, ve Devon’a herşeyden önce karşılıksız sevgisini veren yazarın sonunda ne kadar müthiş bir can dostu yarattığının hikayesi Bir Köpek Yılı!  Dediğim gibi, izlemediyseniz mutlaka izleyin.

Şimdi Bir Köpek Yılı’nın Hollywood versiyonundan, Ankara versiyonuna gelelim!

Kahramanlar: bendeniz İpek Ruacan, veteriner hekim Eray Ergezen ve Devon’un Ankara şubesi Maradona Charlie!

Maradona Charlie’yi, arkadaşım Elvan ile birlikte 11 Şubat 2009 günü Mesa Koru Sitesi’nde buldum. O da bir border collie melezine benziyordu. Sahiplendirmek umudu ile, bir veteriner kliniğine götürdük. Tabii o zamanlar Devon’un Ankara şubesi olduğunu bilmiyor, normal bir köpek olduğunu düşünüyor ve kısa süre içinde sahiplendireceğimizi umuyorduk.

Günler geçtikçe, Charlie’nin Devon’dan bir eksiği olmadığı ortaya çıktı! Hatta Devon halt etmiş bile denilebilecek bir durumdaydı Maradona Charlie:) Sahiplenilmesi mümkün değildi saymakla bitmeyen davranış bozuklukları ile. Sahiplenilse bile, 1 saatten fazla yeni evinde kalması mümkün değildi (sahiplenme gafletinde bulunan kişi, 1 saati bulmadan küfürler ederek bana geri getirirdi Charlie’yi çünkü!).

Derken Charlie, veterinerlerini de canından bezdirdi! Charlie’yi başka bir veteriner kliniğine götürmek durumunda kaldım – o zaman yeni açılmış olan Yaşamkent Veteriner Kliniği’nin yolunu tuttuk Charlie ile birlikte. ‘Onlar da kovana kadar kalır hiç değilse’ diye düşündüm.

Ama Charlie oradan kovulmadı… İşte orada, Bir Köpek Yılı filminin Ankara versiyonu çekildi! Devon’ın yerinde Charlie, Devon yüzünden canından bezen yazar rolünde de veteriner Eray Ergezen vardı.

Charlie, giriş yaptığı itibaren Yaşamkent Veteriner Kliniği’nin altını üstüne getirmeye başlamıştı bile. En beter huylarından bir tanesi, kendi dışkısını yeme huyu idi! Öncelikle bu iğrenç huydan vazgeçmesi için eğitim almaya başladı Charlie.

O günlerde çok ilginç bir gelişme de oldu. Birgün Yaşamkent Veteriner Kliniği’ne elinde bir kangal yavrusu ile bir adam geldi – getirdiği köpeğin kulaklarını kestirmek istiyordu! Klinik yetkililerinden ‘kulak kesmiyoruz’ cevabını alınca, ‘iyi başka yere gider orada kestiririm’ diyerek klinikten çıkarken tesadüfen Maradona Charlie’yi gördü. Gördükten sonra da utanmadan ‘bu köpeği ben barınaktan almıştım, evimin önüne bağlamıştım, çok baş belası bir köpekti attım gitti, sonradan duydum bir bayan almış sokaktan’ dedi ve gitti (o bayan ben oluyorum).

Böylece Charlie’nin ne kadar dehşet bir insanın elinde bu durumda düşmüş olduğunu da anlamıştık. Parçaları birleştirince, Charlie’nin kendi dışkısını yeme huyunun ilgi çekmek amaçlı olduğunu anlamıştık – zira tahminimizce bu vicdansız şahıs Charlie’ye sadece kendi dışkısını yediği zaman ilgi gösteriyordu… O da kızmak şeklinde tabii… Ama zavallı Charlie yine de bir parça da olsa ilgi görmek için bunu yapıyordu.

Sevginin gücü, Charlie’nin bu huyunu bırakmaya başlaması ile kendini göstermeye başladı! Charlie Yaşamkent Veteriner Kliniği’nde geçirdiği her geçen gün, dışkı yeme huyundan vazgeçiyordu. Bunun yerine, veterineri Eray ile iletişim kurmaya, ve son derece yavaş da olsa, Eray’dan gelen ‘yapma etme’ komutlarını dinlemeye başlıyordu!

İçten içe, Eray da Charlie’ye bağlanıyordu tabii! Ne kadar arsızlık, şımarıklık, terbiyesizlik yapsa da Eray Charlie’ye kızamaz olmuştu! Aşağıdaki resimde, Eray Charlie’yi zaptetmeye çalışırken yere kapaklanıp çenesini yardıktan ve dikiş attırmak zorunda kaldıktan sonraki halleri görülebilir!

Dikiş Attırma Sonrası Eray ve Charlie!

Dikiş attır, Charlie’yi zaptet, Charlie’ye pati vermeyi öğret, Charlie’yi sosyalleştirmeye çalış, Charlie aşağı, Charlie yukarı derken tam bir yıl geçti! Ve Eray artık Charlie’den ayrılamayacağını anlamıştı! 

‘Adamımdan kimse ayıramaz beni artık, Charlie bundan sonra benim çocuğum’ diyerek sahip arıyor ilanlarını kaldırmamı istedi dün Eray.

Siz bu yazıyı okurken, Eray Charlie’ye insanların üstüne atlama, buzdolabının kapağını açıp içine girme ve mama paketlerinin başında adeta bir asker gibi nöbet tutup diğer köpeklerin paketlere yaklaşmasını engellemeye teşebbüs etme huylarından vazgeçmesi için eğitim vermeye çalışıyor.

Yarın ise, halıların ‘yenmek’ için üretilmiş olmadığını Charlie’ye öğretmeye çalışacak.

Ve Bir Köpek Yılı filminin Ankara versiyonu da işte böyle bir mutlu son ile bitiyor!

Buzdolabının İçine Girilmez Charlie!

Well if you still haven’t seen the movie “A Dog Year”, I urge you to do so! It is a must – see for all animal lovers based on the true story of an American journalist who adopted a formerly abused border collie named “Devon”.

He is named Devon, but he is in fact the “dog from hell” as they later come to refer to him. Devon has more behavioural problems than you can name or count… It takes a year, and unimaginable time and effort for him to socialize Devon and make him a “normal” dog again. Actually, he has to put his life on hold for a year just to be able to cope with Devon.

In this posting I would like to tell you about the Ankara version of the Dog Year – starring me Ipek Ruacan, a wonderful veterinarian by the name of Eray, and Maradona Charlie (in lieu of Devon).

Maradona Charlie - Devon's Ankara Version!

I found Maradona Charlie on the street about two years ago together with a friend of mine. He looked quite like a border collie mix, and we thought we would be easily able to re-home him to a loving family. We took him to a vet where he would board until we could find him a new home.

And the one thing we didn’t know at that time was that Maradona Charlie was no less than Devin the dog from hell… Just like Devon, Charlie had an endless list of behavioural problems… As time went by, it became quite obvious to me that it would be absolutely impossible to rehome Charlie.

Just as that became clear to me, it had become clear to his vets that they would no longer be able to board him in their practice – Charlie was absolutely beyond control! I had to take him out of there, I was told…

I desperately started searching for a new practice that would “bear with” Charlie. And I came across this newly-opened practice and made a call to them to see if they would agree to board Charlie (not mentioning that he was nothing less than Devon). They agreed, and Charlie started a new adventure at a new practice.

There at the new pratice, Charlie had a new vet named “Eray”, a young vet who had a particular passion for helping stray or abandoned dogs like Charlie. When Eray and Charlie first met, I had no clue that “Eray’s Dog Year” was starting. Neither did Eray himself know but it just did…

Charlie’s first days at the practice were an absolute nightmare for Eray – Charlie was simply beyond control. He was tearing the place apart. One of his worse behavioural problems was that he would go for it and eat his own excrition!

Something odd happened one day. A young guy appeared at the practice with a kangal (Anatolian shepherd) dog with him. The guy wanted to chop the kangal’s ears off! Although it is illegal, it is a common practice in Turkey to get kangal dogs’ ears chopped off supposedly because ears are a vulnerability for them if they have to fight it off with another dog! But because it is illegal, Eray rejected to do it and send the guy away. Just as he was leaving, he happened to see Charlie there within the practice. And he said ” I got this dog a from a shelter a year ago, I chained him to my garden, but he proved to be such an asshole that I dumped him later on. Later on I found out that a girl took him off the streets” (that girl being me!).

Then we started getting an idea of what kind of hell Charlie had been through. It increasingly seemed to be the case that Charlie was eating his own excrition just to get some attention! We figured that the only way Charlie had discovered in his former home to get some attention was to go for his own excrition! Only then he was getting some attention (albeit not in a nice way) – otherwise he was condemned to a life of no attention at all, and he had to spend his life being chained in a hellish place!

At this point, Charlie’s predicament was becoming increasingly more emotional for Eray the vet. They were spending hours together as Eray was trying to come over his multiple behavioural problems. The excrition thing resolved itself – with love and attention, Charlie was not even bothering with it.

But something else was also happening – just as Eray the vet was becoming Charlie’s “star” so to speak, Eray himself was becoming extremely attached to Charlie! They were spending hours together with Eray trying to teach him to be a “normal” dog again and Charlie receiving true love and affection for the first time in his life!

It was a year last night when I got the phone call from Eray asking me to remove all internet ads that list Charlie as up for adoption because he said Charlie had become his “child” now and that he would be Charlie’s forever “daddy”.

Charlie and Eray

And there it was! We had our own version of the Dog Year; it was Eray and Charlie’s dog year not in Hollywood but in Ankara!

As you read this post, Eray is trying to teach Charlie not to jump on people, not to enter into the refrigerator to steal food and not to try to patrol the food stand in his practice to keep other dogs away from the food! Tomorrow, they will work on getting Charlie to learn that rugs are not to eaten!

And this is how we had our own Ankara version of the Dog Year – with a happy ending just like in the original movie!

Read Full Post »

Bir yıl daha geçti acısıyla tatlısıyla… 2011 kapımızda.

2011 yılına girerken sizlere eski adı ile Melek, yeni adı ile Nele aracılığı ile mutlu yıllar dilemek istiyoruz.

Melek’in bir ‘suçu’ vardı Ankara Konutkent sokaklarında yaşamaya çalıştığı dönemlerde – insanları çok sevmek. Evet, tek istediği sokakta gördüğü insanlardan bir parça sevgi görmek, şöyle bir başını okşatmak, belki biraz da oyun oynamak istiyordu.

Ama olmadı… İnsanlara duyduğu karşılıksız sevgi, Melek’in sonunu hazırladı. Sürekli kendisini sevdirmeye çalıştığı için, insanlar Melek’in varlığından büyük bir rahatsızlık duymaya başladılar ve ortadan yok edilmesi için belediyeye şikayet ettiler.

İşte tam bu noktada, Melek’in belediye tarafından alınıp barınağa, demir parmaklıklar ardına tıkılmasına gönlümüz razı olmadığı için sevgi dolu kızımızı korumamız altına aldık.

Eski Melek, Yeni Nele!

O’nun yeni adı Nele… Artık bir parça sevgi görebilmek için sokaklarda sürünmüyor. Almanya’daki yeni yuvasında, hergün sevgiye boğuluyor!

Kendine özel yaptırılan Noel şapkası ile, Türkiye’deki bütün dostlarının yeni yılını kutluyor.

En özel dileklerini ise, kendisi gibi harika bir yuva bulamayan ve sokaklarda yaşam mücadelesi vermek zorunda olan köpek dostlarına gönderiyor.

Siz de Nele’nin hatırı için, Yuva Arayanlar sayfamıza göz atıp, bu sayfadaki dostlarımızın resimlerini paylaşabilir misiniz?

https://evsizsahipsiz.wordpress.com/sahipsiz-ankara-homeless-in-ankara/

Herkese mutlu, bol patili yıllar!

Melek

Here comes 2011!

We would like to wish you all a happy new year, and introduce a very special friend, Melek, who is sending her best wishes for 2011 from Germany.

Melek was a stray dog roaming the streets of Ankara until about a year ago. She had one particular bad habit; and that was to be too keen on humans and to love them too much.

Melek sought just  a bit of love and affection from everybody she ran across on the streets – which proved too much for many. Her presence had become so unbearable that the residents of the neighborhood she was trying to survive in called the local municipality for her to be removed.

Of course, we couldn’t allow that happen. It would mean life imprisonment for Melek at the municipal shelter. That is when we took her under our protection.

Melek has been adopted in Germany, and she is now known as Nele! (we have no idea what it means).  

Former Melek, Current Nele!

She no longer has to roam the streets for just a bit of love and affection as her new home is full and full of love. She even has her tailor-made Christmas hat!

Nele wishes you all a happy happy new year – and to her homeless friends back in Turkey especially who are not as lucky as she has been.

Nele asks you all to take a look at our adoption page, and give one of her fellow friends a loving home like the one she has.

https://evsizsahipsiz.wordpress.com/sahipsiz-ankara-homeless-in-ankara/

Happy new year!

Read Full Post »

Evet, o bile sokaktaydı! “O bile” dememin sebebi sokaklarda yavru kedi bulmanın alışılmadık bir durum olmasından kaynaklanmıyor. Hatta tam tersi – sokaklar yavru kedi dolu. Ancak ilk defa sokağa atılmış safkan Van kedisi yavrusu bulmuştuk. Sözde devlet koruması altında olan, Türkiye dışına çıkarılması mümkün olmayan, Türkiye’nin düzenlediği çeşitli uluslararası organizasyonlarda maskot olarak kullanılan o kedi – Van kedisi.

İşte bizim için bu kadar önemli (!) olan Van kedilerinin yetişkinleri daha önce çok kurtarmıştık çöplüklerden, perişan durumlardan. Yeni sahibinin Aşkım adını verdiği bu Van kedisi ise, kurtardığımız Van kedileri kervanına katılan en küçüğü oldu.

Aşkım Yeni Evinde!

Aşkım’ın şimdi bir de kedi abisi var, adı ‘Çirkin’. Aşkım yeni evinde abisi Çirkin ile birlikte yeni yaşamının tadını çıkarırken, Türkiye’nin dört bir köşesindeki diğer Van kedileri sokaklara atılmaya devam ediyorlar…

Koruma mı demiştiniz, o da nesi?

There is nothing unusual in Ankara or across Turkey when you find a starving kitten on the streets. Indeed, they are everywhere. The “even her” here refers to the fact that she is a very special breed – the Van cat. Found only in Turkey, the Van cat is supposedly under protection, it cannot leave Turkey and there is an official institute in the city of Van where they originate from for their breeding.

What happens next? Van cats find themselves dumped on the streets! That is not unusual either. We rescued many Van cats from the streets of Ankara. But this was was the youngest of them all, she was just a 2-month old kitty.

She has been named Askim (My Love) by her new family, and she also has a big brother named Cirkin.

Askim in her new home!

As Askim enjoy her new life in her new home, more and more Van cats are dumped on the streets all over Turkey.

So much for protection I guess…

Read Full Post »

Anlaşamazlar demeyin sakın! Doğru şekilde sosyalleştirilmiş olan kediler ve köpeklerin birbirleri ile anlaşamamaları için büyük bir engel yok aslında. Örnek vermek gerekirse, işte Topitop ve yeni ailesi.

Topitop

Topitop’u kısa bir süre sokakta 2 kardeşi ile birlikte bulduk. Anneleri ölmüş, 3 yavru açlıktan ne yapacaklarını bilmez bir şekilde yardım bekliyorlardı. Bir güzel karınlarını doyurduk önce. Kıtlıktan çıkmış gibi yediler deriz ya – işte ‘gibi’ değil, tam manası ile kıtlıktan çıkmışlardı. Çılgınlar gibi yediler.

Bakın şimdi Topitop yeni evinde yemeğini kimlerle paylaşıyor:

Topitop ve Köpek Kardeşleri

Kediler ve köpekler – anlaşamazlar demeyin!

Topitop’un kardeşlerine ne oldu diye soracak olursanız, merak etmeyin onlar da şimdi yeni yuvalarındalar.

Topitop the Kitty

Don’t tell me that cats and dogs cannot get along! There is no reason for that if you socialize your animals properly. Take a look at Topitop for instance; the little kitty we rescued from the streets a few days ago in Ankara together with his two littermates. All three of them were on the brink of starvation as their mother had died for some reason.

All three of them have found great homes now. And look at how Topitop is faring in his new home!

Topitop and His Canine Buddy!

Unless the doberman accidentally steps on him, everything will be just fine!

Read Full Post »

Küçük, şeker pembesi rengindeki burnu ile Ankara Çayyolu sokaklarında şaşkın şaşkın dolaşırken yolum kesişti Maggy ile bundan aylar önce…

Küçük Maggy

Anladığım kadarıyla tek bir derdi vardı – bir parça uyumak! Çok yorgun ve bitkin düşmüş olduğu her halinden belliydi. Soğuk bir Ankara gününde, kucağınıza aldığınızda göğsünüze yaslanıp gözlerini kapatıp uyumaya başlayan bir yavru köpek olursa ne yaparsınız?

Sizi bilmiyorum ama ben aldım evime götürdüm küçük meleği. Uzun uzun, mışıl mışıl uyudu!

Aradan 6 ay geçti – ve bakın Maggy ne yapıyor?

6 Ay Sonra Maggy Yeni Yuvasında

Evet yine mışıl mışıl uyuyor ama bu sefer yeni yuvasında!

Etrafınıza biraz daha merhamet dolu gözlerle bakarsınız, siz de Maggy gibi küçük melekleri farkedebilirsiniz. Onlara sırtınızı dönmeyin, başınızı çevirmeyin, geçip gitmeyin, yok saymayın. Doğru olanı yapın – evsiz, sahipsiz, kimsesiz hayvanlara yardım edin…

Little Princess Maggy

Question: what do you do if you spot a little angel like the one above, hopelessly wandering the streets of Ankara on a particularly cold February day?

I am not sure what you would do but I took her home immediately. She was exhausted, covered in flees, hungry and all she really wanted was to have some sleep. I named her Maggy, Maggy the sleeping beauty.

Look at Maggy six months on:

Maggy In Her New Home

She has turned into a beautiful swan, enjoying her new life with her wonderful family.

You too can spot little angels like Maggy on the streets of Ankara, or indeed entire Turkey. When you do – please do not look the other way, do not ignore them, do not assume them away.

Do the right thing. Rescue a homeless animal.

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: